hocam sizi cok seviyom ve ne zaman hollandaya geleceksiniz merakla bekliyom buralara cok az geliyonuz web siteniz hayirli olsun
Zalimların zulmü gözümüzü yaş eyledi,Ali aşkı namımızı kızılbaş eyledi. Yazan Kadir Dogan,
Haziran 17, 2007
Çok değerli bilgili mesleğinin piri Yavuz Top canımızı bütün kalmizle seviyor ve yorumuna hayranız. Mesaj başlığındada verdiğim dizelerin yorumunu Yavuz Top dan dinlemenin tadını başka kimsede bulamazsınız.İyiki varsın sevgili Yavuz Top. Sizi çok seviyoruz.
yavuz hocam size olan hayranlığımı nasıl anlatırım bilmiyorum.iki sanatçıyı hep kendime örnek aldım biri siz diğeri hasret gültekin.sizi çok seviyorum.
İstanbul'un (Mehdiyye) ikinci fethi ! .. Yazan PİR GERÇEK VELİ,
Temmuz 03, 2007
Kimden : Pir Gerçek Veli (Bay, 34) Kime : Grup: ALEVİ Uyan...MEHDİ Geldi... Tarih : 3.7.2007 11:58 (GMT 2:00)
Konu : İstanbul'un (Mehdiyye) ikinci fethi ! ..
AHMED MUHSİN MERİÇ
Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'i İstanbul'un fethi meselesinde en ziyade teşvik eden ve 'Fatih' ünvanına layık bir kisveye bürünmesinde ihtimam ve himmetini esirgemeyen kişi elbette ki 'Akşeyh' namıyla ma'ruf Akşemseddin Hazretleri (1390-1459) idi. Akşeyh, fethin hem maddi hem manevi, iki yüzü olduğunun farkındaydı.
Çünkü Fahr-ı Alem (asm) 'dan rivayet edilen hadis-i şerifler hem komutan ve askerlerden müteşekkil bir ordunun İstanbul'u fethinden, hem de silahsız, kan dökmeden; tevhid, tesbih, tahmidlerle, vukubulacak; Al-i Beyt'ten bir mübarek zatın kumandasındaki manevi bir ordunun İstanbul'u fethinden haber veriyordu. Buna binaen Akşeyh; İstanbul'un, geleceği hadislerle sabit olan Mehdi eliyle ikinci kez fethedileceğini gayet iyi biliyordu.
Devrin ulemasının hadislerin ifadesinden yola çıkarak Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethedemeyeceğini söylemelerine mukabil, Akşeyh bir değil, 'iki fetih' vukubulacağından hareketle, ulemanın bu yöndeki itirazlarına karşı çıkıyor ve mütemadiyen Sultan Mehmed'e fetihname denebilecek müjdeli mektuplar yazıyordu.
'İstanbul'u önce Mehmed fethedecek, sonra İstanbul ehl-i salibin eline geçecek, daha sonra da Mehdi İstanbul'u tekrar fethedecek' diye devrin ulemasına cevap veriyordu. (Risaletü'n- Nuriye, Akşemseddin, A. İhsan Yurd, İstanbul, 1972) .
İşte hadislerle sabit olan ve Akşeyh'in de müjdelediği ikinci fethin kumandanı Mehdi ve yine hadisin ifadesi ile 'hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyen' kahraman askerlerden müteşekkil nurani ordusu, evvelemirde kalplerdeki Ayasofya'nın kapılarını açacak ve fethin sembolünün ibadete açılması ile ikinci fetih gerçekleşecek. ('Akşeyh'in Nurlu Müjdesi Ve İkinci Fetih', 25. 05. 2000)
******************************************
Hazreti Ali'nin devri yürüye Ali Kim olduğu bilinmelidir. Alay,alay gelen gaziler ile Şehitlerin öcü alınmalıdır
Kendin teslim eyle bi serçeşmeye Er odur ki yarın senden şaşmaya Bir munafık bin gaziye düşmeye Hak aşkına Kılıç çalınmalıdır
Yer yüzünü kızıl taçlar bürüye Münafık olanın bağrı eriye Sahib-i zaman emri yürüye Mehdi kim olduğun bilinmelidir.
Pir sultanım ey dur Dede Dehman Kendine cevretme andan gel heman İstanbul şehrinde ol Sahib-i zaman Tac-ı devlet ile sallanmalıdır.
______________________ Baki Gerçekler Demine Hu Dost Allah Eyvallah... Gerçeğe Hu Mü'mine Ya Ali Ya Mehdi Sahib-i zaman...
Merhablar Yazan Ismail Özer,
Ağustos 05, 2007
Merhaba Yavuz Hocam,
sizi cocuklugumdan beri severek dinliyorum. Baglama icraniz ve halk müzigine kaltilarinizdan dolayi sizleri kutluyor ve tesekkür ediyoum. Basta Muhabbet Serileri olmak üzere kendi özel calismalariniz da bizlere, yeni kusaklara, büyük isik tutmustur. Size, Musa Hocaya, Arif Hocaya ve tabi ki merhum Sevgili Muhlis Akarsuya cok seyler borclu Anadolu Müzigi. Bu cesaretiniz ve emeklerinizden dolayi tekrar size ve yoldaslariniza tesekkürler ederim. Bu yolda mücadele eden tüm adlarini yazamadigim bir birinden degerli Kültürümüzün yüz aklarini da candan selamliyorum. Aramizdan ayrilanlar da nur icin de yatsin.
Yavuz hocam sizi çok seviyorum ve sizi büyük bir zevkle dinliyorum.Müzikleriniz çok hoşuma gidiyor.Hiç durmadan sabaha kadar sizi dinlediğimi hatırlıyorum.İnsana farklı duygular katıyor sizin türküleriniz.Başarılarınızın devamını dilerim...
MERHABALAR Yazan YILMAZ SAZ EVİ [EROL YILMAZ),
Eylül 24, 2007
ÖNCELİKLE MERHABALAR BUNDAN 27 SENE ÖNCE KİMİN AKLINA GELİRDİ YAVUZ HOCA KARTALDA MÜZİK EĞİTİM MERKEZİ ACACAK DİYE ESKİDEN 80 YILLARDA ANADOLU YAKASINDA KALKIP AVRUPA YAKASINA YAVUZ HOCAYA GİDERLERDİ OZAMANIN ŞARTLARIYLA BUGÜNÜN ŞARTLARI BUGÜNÜN ŞARTLARINA GÖRE DAHA ZORDU
Otuz yedi karanfil, Toprak yerine ateşe boyun büktü…. Tarihe isli kalemlerle adını kazıdı Pir Sultan Diyarı… Bir tek papatya merhaba dese gelen güne Bu topraklarda, Şairlere ilham olmayacak Papatyanın gülümseyen selamı…
Oysa; Silahsız, topsuz, tüfeksiz Beyaz bulutlardı Bohçamızdaki… Oysa acemi bir türkünün oynaklığıydı Dilimizde, Oysa; Denizi olmayan bozkır kuraklığa, Gagamızla su taşımaktı bütün ereğimiz Bir Temmuz sıcağında, Kızgın közler Sulak vadilerdeki Yüreğimize düştü…
Hasan Hüseyin Üstat Bilinmez diyarlardan Doğduğu topraklara misafir olsa; “Yıkılasın demiyorum Yıkılma da gör beni” derdi herhal…
bir türküdür yaşamak aslında ,bazen türkü kadar uzun bazen türkü kadar kısa.... selam olsun türkülerimizi yaşayanlara ve yaşatanlara.....(
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
)
Gözlerim yolları nerdesin gardaş ? Yollar, yıllar oldu nerdesin gardaş ?...
Kızın beşikteydi,okula durdu; Oğlun, annesine can siper oldu, Köyün önündeki meşe kurudu, Yollar, yıllar oldu nerdesin gardaş ? Yollar,yıllar oldu kimlesin gardaş ?...
Nerelere gittin sual soramam, İçimdeki yareme merhem bulamam Yerde-gökte seni çağıram Yollar,yıllar oldu nerdesin gardaş ? Yollar,yıllar oldu kimlesin gardaş ?...
Ellerin bacaları tütüyor, Sensiz bizim damlara buz düştü gardaş... Isıtmaz içimizi hiçbir ateş-kor, Yollar,yıllar oldu nerdesin gardaş ? Yollar, yıllar oldu kimlesin gardaş ?...
Söz verişin üzerinden üç zemheri geçti Geleceğim diyordun,gelmedin gardaş Çocukların yollarını bekliyor Hazır koyun çayımı-sigaramı Yollar, yıllar oldu nerdesin gardaş ? Yollar,yıllar oldu kimlesin gardaş ?...
Yaşıdın Resul´ü düğünde gördüm. Halayın başında mendil-tül sallar Giyinmiş beyazı,böğründe güller, Yollar, yıllar oldu nerdesin gardaş ? Yollar yıllar oldu kimlesin gardaş ?...
Trenlere bindim seni getirem; Uçaklarla estim kokunu çekem, Kaldırımlar gezdim hayalin görem Yollar, yıllar oldu nerdesin gardaş ? Yollar, yıllar oldu kimlesin gardaş ?...
Yansam,yitsem gelmezsin gardaş, İçimdeki yaramı bilmezsin gardaş, Sefil Yücel ağlar duymazsın gardaş, Yollar, yıllar oldu nerdesin gardaş ? Yollar,yıllar oldu kimlesin gardaş ?...
M.Yücel KAYA 28/02/2004-ÇAĞLAYAN-İSTANBUL
Mehmet Yücel KAYA
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Sevgim cam donatı bilezik, Ellerinde okşarken kırma, beni… Sesini uçurum kıyılarında , Tane , tane toplamıştım Acılara tutma beni…
Sümer toprakları kadar uçsuz bucaksız, Kibele kadar doğurgan, Maykoski kadar dingin, Nazım kadar evrensel olabilirsin. Çıkmaz yokuşlara koşma beni…
Marifet yaşamak diyor Bedri Rahmi ustam, Ben diyorum ; Kertenkele inadı ve aşkıyla sarılarak sarmaşığa, İdamlık bir düşün mahkumunun, Her geçen güne inat, Elinde kalın kalın felsefe kitaplarıyla, Ölümle alay eden bakışıyla yaşamak…
Dinamitlenmiş taş ocağı yüreğim… Yırtılmış dünya atlası, Afrika ve Asya’sı parçalanan … Kainatı yutsam yetinmem, Ateşlerin ortasına atma beni…
Ayağımızda ayak, Sırtımızda militan, Kitaplarımız, Okul yolunda çantamız Yoktu...
Umuda atılmış oltamız, Yarına bakacak sevdamız, Türkü dolu soframız, Çoktu...
Geleceği, kucağında uyutmaya çalışan Bilge; Senide yanılttı gelenler, Gelenler ve gidenler...
Bütün şiddetiyle esiyor, Nişantaşı,Etiler,Ulus Geride boynu bükük kaldı, Yaşlı gözlerle Balat... Geride boynu bükük, Tophane...
Ver elini kurtarayım diyor; İstanbul un hoyrat ve ergen kızı Şile, Artık ızdıraptan yıkıla yıkıla Yorgun düşmüş Tarlabaşı na...
Tarlabaşı harap... Bir elinde sigara, Bir elinde ucuz bir şarap...
Ve sen sevgili, Madem ki soluyorsun bu şehri; Anla, beni... Mazisinde Kuşların öttüğü, Lalelerin koku saçtığı, Salkım saçak böceklerin cirit attığı Köhnemiş, Kağıthane yüreğimi....
23/04/1993-ÇAĞLAYAN/İSTANBUL
OZAN OLMALI AMA NASIL Yazan Veli BAYRAK,
Ekim 12, 2007
Değerli Hocam Ozanlık geleneğine büyük emekleri geçmiş ve halada bu geleneğe hizmet etmenizden dolayı silere saygılarımı sunuyorum. Geçtiğimiz günlerde BİRGÜN GAZETESİNDE DE yayınlanan "OZAN OLMALI AMA NASIL" başlıklı yazımı sizinde bilgilerinizi almak maksadı ile ikiye bölerek ( uzun olduğu için kabul etmiyor ) gönderiyorum...Saygılarımla..
YAZAN: Veli BAYRAK
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
OZAN OLMALI AMA NASIL ( 1 )
Ozan olmak öyle kolay bir şey değildir, ayrıca bir iki dizeyi alt alta getirip saz çalıp türkü söylemekte Ozan olmak için yeterli bir şey değildir. Hele bir insanın kendisini bir başkasına ya da herhangi bir topluma / toplumlara lanse ederken " ben Ozan'ım " demesi hiçte doğru bir şey değildir. Kişi kendine "ben Ozan'ım " demez, bunu Halk der ve Tarih'te böyle yazar. Siz Pirsultan Abdal'ın, Kul Himmet'in, Şah Hatayi'nin, Köroğlu'nun, Dadaloğlu'nun, Aşık Daimi'nin, Aşık Veysel'in, Muhlis Akarsu'nun, Mahsuni Şerif'in, Aşık İhsani'nin ve Ozanlık geleneğine ömrünü harcamış onlarca Halk Aşığının, kendine ben Ozanı'ım dediğini duydunuzmu! Siz Pirsultan'ın, Dadaloğlu'nun, Kul Himmet'in vb. bir çok Halk Aşığının her hangi bir dörtlüğünün sonunda kendine "Ozan'ım der ki" türünden bir beyit, bir mısra hatırlıyormusunuz!. Yada Mahsuni Şerif'in, Muhlis Akarsu'nun, Aşık Daimi'nin kasetinde yada yazılı bir çalışmasında isminin başına "Ozan" kelimesini koyduğunu gördünüzmü!. Bunu Halk söylemiştir. Çünkü Halk bu insanlarda kendini bulmuştur, çünkü bu insanlar Halkın eli ayağı, dili damağı ve aynası olmuştur. Çünkü Ozan olmak böyle bir şeydir.
Sonra Ozan olmak sözünde durmaktır, sözünün eri olmaktır, sözünün arkasında durmaktır.Öyle olmasaydı Pirsultan Pirsultan olurmuydu! Pirsultan asılır, Muhlis Akarsu yakılır, Mahsuni Şerif sürülür, Nesimi'nin derisi yüzülürmüydü!.Nesimi ki Alevilikte en önemli kilometre taşlarından birisidir. Derisi yüzülerek işkence edilmiş ama doğru bildiği İkrarından dönmemiştir. Oysa günümüzde kendine Ozan'ım' diyen birileri hemde "dava adamıyım, ülkü adamıyım" diyen birileri kendi davasına! kendi ülküsüne! ters düşme pahasına, daha doğrusu bu günü kurtarma pahasına dün dediğini bu gün kabul etmeyebiliyorlar. Yada "aslında ben......" şeklinde cümleler kurabiliyor. Hoş bu tür insanların, yukarıda saydığım isimlerle aynı yerde bile söylenip yazılması olacak iş değildir. Ama "Ozan" kelimesi hiçte o kadar ucuz kullanılacak yada ucuz insanların kullanacağı şey değildir. Ozanım diye ortalıkta gezen bu insanlara gerçek "OZAN'IN" ne demek olduğunu hatırlatmak gerekir.
Pirsulta Abdal canı pahasına idam sahpasına giderken, söylemese af edileceğini bile bile, -"Açılın kapılar Şaha gidelim" diye bilmiştir. Hızır Paşa ve onun gibi cellatların gözünün içine baka baka, -"Bende bu yayladan Şaha giderim" diye bilmiştir. Ozan olmak böyle bir şeydir, Ozan olmak korkusuzca düşünebildiğini söyleyebilmek ve en önemlisi söylediğinin arkasında durmaktır. İşte bu yüzden Pirsultan Abdal olmak Ozan olmakla eş değerdir.
Nazım Hikmet bu Ülkede düşüncelerini korkusuzca öyleyen yürekli şairlerden biriydi ve bu yüzden Nazım Hikmet oldu, bu yüzden Ozan oldu. Siz hiç Nazım Hikmet'in bir şiirinde yada yazısında kendine "Ozanım" dediğini duyup okudunuzmu!. Kurtuluş savaşını en iyi anlatan şairlerden biri olan Nazım Hikmet'in dönemin yöneticilerine karşıda acımasız ve adeta başkaldıran şiirleri olmuştur. -"Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermektense açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, ............... vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuşkaranlığımızda, ban vatan hainiyim" demiştir. Yada, -"Korkuyor Adnan Menderes ölülerden korkuyor hele çocuk ölülerinden. Karınları davul gibi, boyunları çöpten ince, kırıyorlar Adnan Bey'in mutfak camlarını her gece mezarlardan çıkınca"... sözleri ile Hükümeti amansızca eleştirmiştir. Hatta isim bile vermiştir ki, bu günkü kendine Ozanım diyen bir takım insanlar gibi "aslında ben......." diye başlayan tarzında cümlelere hiç bir zaman ihtiyaç duymamıştır. -"Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes. Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes". İşte Ozan olmak, işte Halkın Ozanı olmak böyle bir şeydir...
OZAN OLMALI AMA NASIL ( 2 ) Yazan Veli BAYRAK,
Ekim 12, 2007
veli bayrak OZAN OLMALI AMA NASIL ( 2 )
Aşık Mahsuni Şerif 1971 darbesinden sonra Nihat Erimi'in başa gelmesiyle başlayan kıyımlarda ( zindanlar solcularla doldurulmuş, işkenceler ayyuka çıkmış ve dar ağaçları kurulmuştu ) Erim Hükümetine şöyle sesleniyordu, -"Köşkün sarayın yıkılsın Erim erim eriyesin Umudun suya dökülsün Erim erim eriyesin Srüm sürüm sürünesin
Suyun denize dökülsün Gözlerin yansın çürüsün Seni yılan çayan yesin Erim erim eriyesin Çölden çöle sürünesin" Kuşkusuz bu türküden sonra Mahsuni Şerif hakkında soruşturma açılmış ve yargılanmıştı. Ama hiç bir zaman "ben bu türküde Nihat Erim'den bahsetmedim, başkasından bahsettim" demedi. Sonra yine o yıllarda başına çok işler açan şöyle bir dizeler söylemişti, -"Hey Arapça okuyanlar Allah Türkçe bilmiyormu" Yine bu türküden sonrada her zaman olduğu gibi "Allah'ı dil, dudak, kafa sahibi yapıyor" diye yargılanmıştı. Hiç bir zaman sözlerinin arkasında durmamazlık yapmamış, -"Tanrı kaadirdir, bu benimle Onun arasındaki bir şey, eğer çok istiyorsunuz getirin Tanrı'yı benden şikayetciyse bende hakkıma razıyım" diyebilmiştir. Mahsuni Şeri, -"Tilki gibi sinmen yeter Yoksul halkı ettin beter Bir gün olur zulmün biter Oşt Amerika puşt Amerika" derken bile, Ülkeler arası sahte ve düzmece İttifak palavralarına daha o zamandan cevap vermiş, her platformda her konserde bunu savunduğu içinde hapis yatmış, sürülmüş, işkence görmüş, haksız uygulamalara maruz kalmıştır. Ama hiç bir zaman şimdiki gibi bağzı sahte Ozanlar gibi söylediğinin arkasında durmamazlık yapmamıştır.
Bu günkü nesil öyle bir yerden geliyor ki, bir dönem "Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi" diyen gençler, aydınlar, öğrenciler ya kurşunlandılar, ya asıldılar, ya işkence altında bırakıldılar yada yurdundan yuvasından oldular. Bu gün kara paranın, yeşil sermayenin, silahın ve bombanın arkasına saklanmış sözüm ona bağzı Anti Emperyalistler! ve kendine Ülkücü diyen Vatanperverler! geçmişin bu önemli kavgasına omuz atan, hayatını ortaya koyan bu onurlu ve namuslu inanlara dil uzatır hale gelmiş, onların mücadelesini bıraktığı yerden devam ettirmeye çalışan onurlu ve namuslu insanları katledenlere övgüler yağdırır olmuştur. Onlar yağdıra dursun, bunlara alışığızda, hani en azından söylediklerinin ardında dursunlar, yada kendilerine Ozan demesinler....
Bütün sesler yorgun düştü koynumda, Bütün ışıklar… Kentin dikiş tutmaz yarasını Gizliyorum gecede, Yoksulluğunu, Varsıllık yalanlarını…
Tanıdık- tanımadık yüzler Poşet,poşet bırakıyor Ayak ucuma pisliklerini, Gece boyu didik-didik ediyor Köpekler Ve açlıkla dans eden körpeler, Lokanta masalarında Yarı dişlenmiş tavuk kemiklerini…
Tanıklık ediyorum koca bir çaresizliğe , Günler boyu… Tanıklık ediyor, Yağmur taneleri Kumaş kırçılları üzerinde geceyi sonlandıran Yarı çıplak, Yarı Berduş, Düşleriyle dibe vurmuş, “-Sokak kimliklerine…-”
Bir serseri mayın, Soluklanmak kimliksiz çocuk ellerde… Rögar kapaklarıyla kapanmış Lağım çukurlarından haykırmak Bir kedinin kimliğini, Sonu olmayan çıkmaz sokak… Süslü ebem kuşakları ayaklarına döksem, Ayaklar çıplak, Ayaklarda yıllanmış Cam kesikleri… Gömlekler ıslak, Gömlekler bit içinde… Dudaklarda sigara izmaritleri, Sebebi belirsiz iç çekişler… Sebebi belli, Uzun uzadıya Kesilmeyen Öksürükler…
Oy benim gören gözlerim… Oy benim insan derim, Bulvar barlarında rakseden gençliğim… Oy paradoksu bitmeyen yedi tepem, Geceleri aç-açık, Gündüzleri, Sere serpe kentim…
M.Yücel KAYA 15/10/2007-BEYOĞLU(KULEDİBİ)-İSTANBUL
slm Yazan mehmet19,
Ekim 18, 2007
arkadaşlar bana Yavuz Top'tan korkirem şarkısını yollayabilecek olan varsa beni msn'e eklesin çok mutlu olurum şimdiden teşekkürler..
Soldu yaban gülleri Kimsesiz, Soluksuz, Çaresiz, Dağ yamaçlarında…
Yitti dal gibi ince fidanlar, Yorgun, Sessiz, Nefessiz Mahpushane Kuytularında…
Uçurtma olup kayboldular gözden İnce narin, Güleç, Sitemsiz, Bereketli, Yağmur bulutları…
Arıyorum yitiklerimi Nerdesiniz ! Çıkın artık Siz olmadan Deniz Balçık, Siz olmadan Güvercinler vuruldu güpegündüz Siz olmadan direnç öksüz Kitap dilsiz Şiir renksiz Mavi sürgün…
Bırakmayacağım sizi bir daha!... Haykırsanız, Ağlasanız, Ayaz olup dokunsanız, Dokunsanız, Gözyaşlarıma…
Mehmet YÜCEL KAYA 19/10/2007-ÇİFTEHAVUZLAR/İSTANBUL
Bir bilseniz yalnızlığımı, Dizelere sığınmak yetmiyor… Bir bilseniz yaralarımı, Merhemler yetişmiyor…
Bir uçurtma uçurdu GEZMİŞ Deniz, Uçurtmayı seyreyledik yıllarca… Amaçsız, Çekingen ve korkakça… Silkinmedik gece karanlığından, Silkinmedik sonu gelmez kabustan… Oysa nazlı-nazlı süzülürken, “Var olmak budur canım kardeşim” Diyordu usulca…
Bir çığlıktı ÜÇOK Bahriye, Arap saltanatında köle, Koca hükümranlığında dayak, Çocuk doğurmada tavşan, Çoğalan, Çoğalan, Çoğalan yıkık şehirler gibi … Boynu bükük, Yalnızların, Anaların, Kadınların meşalesi…
Kozmos aydınlık, Evren yaratıcısıydı MUMCU Uğur, Kızgın ateş topu… Karanlıklar aydınlandıkça ateş topundan Şeytanlar çoğalttı; Kirli, Dışkı dolu püskürtme suyunu…
Birer – birer yok edecek misiniz bizi ? İnsan kisveli Şeytanlar… Dünya yuvarlak dedi Galileo GALİLEİ… Bakın işte dönüyor Yine dönecek, Yine dönecek, Yine !.... Siz isteseniz de, İstemeseniz de, Bu ahir devran…
Musalla taşında mı yatıyorum ? Bu cılız kalabalık, Kimi niçin bekliyor ? Canlarım- cananlarım nerdeler ? Beni bırakıp bu soğuk mermerde, Hangi karanlık dehlize gittiler ?
Benimde kalem tutan ellerim vardı Büyümek, sonu olmayan masaldı. Gün doğsun-gün kararsın, Ana dizi yastıklardan sıcaktı.
Yokluğu yüklemiştim İlkyaz bulutlarına, Alabildiğine seviyordum börtü böceği Kucaklamıştım, Tüm çocuk gülücükleri, Kucaklamıştım, Göçebe sesleri…
Benimde gören gözlerim, Türküler okuyan dillerim, Çiçek açan yüreğim vardı Gül yüzlü öğrencilerimin Teneffüsse çıkış haykırışları, Kulağımda asılı kaldı…
Şimdi bir var-bir yok oldum Kefken’de güneşi göremeyeceğim, Sapanca’da buzlu rakı içemeyeceğim Dostlarımla çaylı sohbetler yapamayacağım, Ellerim tutamayacak susamlı simidi Sevda şiirleri okuyamayacağım… Islanmamak adına kaçamayacağım yağmurlardan, Kapı zilinde adım olmayacak, Bağdaş kurup paşa sedirimde Kahvemi yudumlayamayacağım, Bir var-bir yok oldum, Öyle mi ?
MEHMET YÜCEL KAYA-17/04/2007 HALİDE EDİP MAH.- ŞİŞLİ
(*)-16/04/2007 tarihinde vefat eden İlkokul öğretmenim Süleyman TOR ve onun nezrinde kaybettiğimiz tüm Atatürk öğretmenlerine…
sayın yavuz hocam ve sevgili gülizar abla.sitenizi çok beğendim ve tesadüfen buldum.yavuz top halk müziği merkezinde yıllarca eğitim aldık ve güzel bir dostluk yaşadık umarım yeni dersanenizdede aynı başarıyı yakalarsınız.ben şuan bildiğiniz gibi askerdeyim dersanenin açılışına gelmiştim ama şunu söyleyebilirim ki yaklaşık 3 ay sonra tekrar beraber olacağız sağlıcakla kalın türkü dostlarına selamlar
BARIŞ, FİZİK, ÖLÜM VE SEN… ---------------------------------------------
Buğday başakları kurudu saçlarında, Ekim yağmurları yağıyor bak avuçlarına, Aç yılanın sıçan arayış sürünme turları gibi Ölüm gözlüyor olsa da köşe başlarında Dert etme gülüm, Selam olsun Azrail dostumuza…
Urartular geçmiş olsa da bedenimizden Burnumuza Masis dağı, Gözlerimize urmiye gölü deselerde, Uygarlıkların yorgunluğunu taşısa da hücrelerimiz Çıkacaktır elbet insanlık , Çıkacaktır Onur, Çıkacaktır sorgu, Aydınlıkla dolu “Bilim” yoluna…
Ve ey sen yıldızların dostu Aslan ODTÜ’lü... Bu kadar yalnız, Yıkık, Ve hüzünlüyken Neden bıraktın ? Sosyal demokratlarını yaralı, Boynu bükük, Sorunlarla baş başa…
Bir güvercin daha kanatlandı bilinmezlere, Aksayan fizik, Mahkum oldu engelli, Tekerlekli arabaya… Bir kütüphane daha yakıldı , Göz göre –göre… Neden ? Nasıl ? Niçin ? Kim ? Soruları karşılıksız kaldı dudaklarda…
Birileri uyandırsın bizi anlamsız uykumuzdan, Yalan desinler, Gelecek desinler, Yağmur olup, Dolu olup, Kar olup inecek desinler… Kurak , Bozkır, Bu verimsiz topraklara…
Ay ışığında bağlama melodisi, Ay ışığında büyük çay senfonisi Ay ışığında uçsuz-bucaksız kel toprak , Ay ışığında kaybettim Anka kuşu diyarında, Çocuk oyun bahçemi…
Sahi; Efil-efil esen rüzgarın grup arkadaşı kavaklar, Kırlangıç dolu çınarlar, Toprak damlı evlerin avluları… Boybeyi dedeli sohbetler, Deli Haydar nağralı sokaklar, Dönmezsiniz değil mi ?
Halbuki ne çok sevmiştim Çayırlarda koşuşturmayı, Kevgirle saman bağı çıkarmayı, Suyu ırmağından tatmayı… Ne çok sevmiştim, Büyük nenemin kucağında uyumayı…
Bir masalmış yaşadığım hey kurbanım… Kocaman bir yalanmış… Geride suya yazılan bir mani mısrası bile kalmamış, Kalamamış…
Şimdilerde ayazlar vurmadan göğsüme, Üşüyorum , Sebebi belirsiz… İlkyaz güneşinde Kavrulup eriyorum… Soluduğum oksijen, Tattığım pekmezde, Bir şeyler eksik… Bir şeyler eksik gelende, Gelende ve gidende… Tomurcuğa patlayan buğday başağı, Ekine yürüyen can suyu, Gülümsetemiyor toprağı… Bebelerin meme feryatları Yavan… Yavan , mezar taşlarında Silinen Yaşanılmışlık… Yavan, Ağıllardan Otluklara yayılan Koyun “me” leyişi…
Ne yapsam ? Nere gitsem ? Dağlar çukur kalır Mazi tepesinde, Volkanikler, Erzincan ovası… Anılar üzerime yürümeyin, Yürümeyin !.. Kaşarlanmış Cellat kahkahası olup, Kesmeyin kıldan ince Düşler torbasını …
Mehmet Yücel KAYA 16/06/1997-Çayırlı-(Yaylakent)/ERZİNCAN
Bir şehir daha yutuyor Salya –tükürük varoşluyu… Balat sırtları alaca karanlıkta, Umutları gelecek güne öteliyor… Birten abla uygun notalarla Hayat veremiyor Kucağından düşmeyen, Düşürülmeyen (!) Takdir adlı beyhude gitara…
Çoklu bilinmeyenli denklem Adım atışımız Hakime hanım, Çözümsüz entegral ödevi… Havasız bodrum katlar, Bol rutubetli oda üçgeni…
Bana sorgular gözle bakma Hakime hanım, Saçlarımdan ayaklarıma kadar masum değilim belki… Bilmeni isterim ki, Israrla sevgisizlik, Israrla İmkansızlık Israrla Soluksuzluk Her kötülük nedeni…
M.YÜCEL KAYA 23/11/2007-ŞİŞLİ/İSTANBUL
(*)-23/11/2007 tarihinde Şişli adliyesi önünde mal beyanında bulunmayan,elleri kelepçeli bir kredi kartı mağduru, polis eşliğinde götürülüş fotoğrafı belleğime kazındı ve bu şiir oluştu.
MARTININ KARŞILIK BULMAZ YALVARIŞI... Yazan mehmet Yücel KAYA,
Kasım 24, 2007
Çırpınıyor Sarayburnu’nda mavi Vurdukça azgın sular kent kıyılarına, Umudunu yitiriyor denizden , “Bugün de yarı aç kaldık” bakışlı Kirli beyaz, Aksak martı… Bekliyor bir tutam simit, Bekliyor bir tutam bohça İnsan soylu Durgun sular gibi, Toktogan kar yüklemiş, Dağlar gibi … Dingin dostlarından, Bekliyor…
Süzülüyor yakın buluta, Dönüyor-seyreyliyor kalabalıkları… Neden telaşlı meydanlar ? Neden hınca-hınç duraklar ? Neden asık suratlar ? Nereye akıyor bu selamsızlar ?.. Ne istiyor dakikalar ?
Bulvarsa-bulvar siz çizmediniz mi ? Betonu beton üstüne siz dikmediniz mi ? Yeşili bizlere dar etmediniz mi ? Güzel günler nutkunu siz çekmediniz mi ? Denizde balığı yok etmediniz mi ? Bir tek açlığımız ve, Özgürlüğümüz elde kalan… Hükümranı olabilirsiniz Paranın,yakmanın ve talanın, Megafonlar sabah-akşam sizi seslenebilir Radyolar,televizyon kanaları Çarşaf –çarşaf gazete sayfalarından Eksilmeyebilir fotoğraflarınız Siz olmadan açık verebilir genel bütçemiz, Siz olmadan fabrikaların kapısına kilit… Rüyalarına girebilirsiniz ergenliklerin Belki sevindirip, Belki üzebilirsiniz…
Siz olmadan hürriyet karaborsa, Siz olmadan ekmek bulunmaz valla(!)… Siz yoksanız tango oynanmaz bu salonda Siz olmasanız aç kalır mezar ustaları, Öksüz kalır “kara” ile “kirli” Ne olur … Ne olur … Ne yaparsanız yapın!.. Geri verin bize, Geri verin…… Mavi ile yeşili…
Bakışını yerlere düşürme gül yüzlü anam, Bilesin acılardır paylaşılmadıkça çoğalan, Ablamı usundan silemesen de bir an, Yaşananlar akıyor durmaksızın her an…
Azrail yareninle bir olup çağırma toprak, Evlenelim, Kızlı-erkekli çocuklarımız olsun Bağrımıza basalım Bir gün birini, Diğer gün öbürünü… Alıştırma kağıtlarına, Papatyalar, Renkli - renkli desenler çizelim, Bizlerden görüp öykünsünler Gül yüzlü bebeler…
Sekseninde, Dans ederken yaşananla, İzmir- çeşme’de bir kalp kriziyle Yakalasın ölüm bizi Tıpkı Aziz Nesin üstat gibi… Bırak, Kitap –kitap gülelim, Gezilmedik bir karış toprağı kalmasın, Ekmekten aziz ülkemin…
Malatya’da kayısıyı Erzurum’da kar sonrası ayazı Artvin’de Sahara yaylasından yayılan gelin çiçeği kokusunu Koklamadan alma bizi toprak, Nedir bu acelen - telaşın (!)… Bak biz halimizden memnunuz, Bırak Kısrak atlarla yarışalım, Dev adımlarla engeller aşalım, Munzur’un deli-çoş suyunu Izdıraptan sararan Konya’dan, Ankara’ya, Kızılay’a bağlayalım…
Selam olsun yabana, Selam olsun çulsuza, Selam olsun gülümseyen, Gülümseten mısraya…
Selam olsun bentlere, Selam olsun çamurdan görünmeyen kentlere, Selam olsun mahpus-mahpus susan Zincir-zincir şakıyan, Sorgulayan gerçeğe… Buyur gel yanımıza, Selam bizi sabırsızlıkla bekleyen, Bekleyen, Bekleyen , Bıkmadan bekleyen !... Aç gözlü toprakla, Azrail kardeşimize…
Mehmet Yücel KAYA 27/11/2007-ÇAĞLAYAN/İSTANBUL (*)-Genç yaşta yitirdiğimiz tüm değerlerimize…
Dal gibi, dalyan gibi bir gençlikti yiten… Kamyonetlere yüklenmiş patates çuvalı gibi; Yorgun, Çaresiz, Umutsuz, Kirli,karanlık bir düzlemdi anılar… Bir vardı, Bir yoktu…
Gecekondu kapılarında var oluş narasıydı, Kapısız,bacasız ilk çocukluğum… Büyüklerim; Kağıthane’den duyulurdu, Kabataş’tan kalkan gemi sireni desinler, Şimdilerde duyulmuyor yoksulluğun sesi… Tophane’nin kardeşi Kabataş’tan…
Yediklerim zehir-zıkkım, İçtiklerim kara kazanda kaynayan zift, Isparta el halısı gibi dokusanız; Halı üstünde, Düşünen adamı olurum Auguste RODİN’in….
Kibrit çöpü benden güçlü , Saman kağıt dirayetli, Atlar gibi kendimi vurasım gelir düz ovalara, Çarparım blok - blok yükselen binalara…
Rıhtım soğuk, Üşüyen serçelerde kaçışmış Ortaköy Sahil çay bahçelerinde...
Alabildiğine çoş, Alabildiğine isyanlarda mavi, Yalnızlığını unutmaya çalışan şehir Seni duyumsayınca; Bir sahipsiz çocuk, Tel örgülerde parçalanmış pankart gibi Sayfaları parçalanmış felsefi kitaplar gibi, Elleri koynunda çaresiz analar gibi Kanatır , En olmadık zaman pergelinde, Sol güvertemde hiç durmadan İnsan –insan atan hissi motoru
Bir şehir ki; Teneffüs etmek, Tekstil makinelerinin ritmik şakımalarını, Teneffüs etmek, Balıkçı sandallarının, Nazlı-nazlı Mütevazı Boğaza açılışını, İstiklal caddesinden Boylu –boyunca ; Gizemli saltanatların Arka bahçeleri, Konsoloslukları seyreylemek… Yeşile, Tertibe duyulan hayranlıkla…
Bir şehir ki; Yakılan-yıkılan düşler gibi Her közünde çiçek-çiçek direnen… Bir şehir ki, Muhalefet-muhalefet gülen, İşçi-işçi onaran Mevlana gibi çağıran… Hacı Bektaş gibi affeden, Yunus gibi şükreden…
Bir şehir ki ; Gözlerinde yaşlarla, Kepçe-kepçe sökülen, Beton-beton dökülen, Hayırsız evlat eline düşmüş, Öğretmen emeklisi…
Bir şehir ki; Sigara- kolik Akciğerler iflas etmiş, On sekizinde, Kanserle boğuşan Yeni yetme Damatlık delikanlı….
Bir şehir ki, Ayakları kanıyor, Hiç durmadan ağlıyor, Yalvarıyor, Vakit kaybetmeden Ne olur… Ne olurrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.... Kurtarın beni…
MEHMET YÜCEL KAYA 13/01/2006-ORTAKÖY İSTANBUL
(*)-Ortaköy’den Ulus’a giderken sağ yönde kalan Beşiktaş belediyesi’nin geçici olarak kullandığı azınlık vakıflarına ait yeşil alanlarda da yavaş - yavaş binalar yükselmeye başladı.Beton İstanbul’u teslim aldı.
ERZİNCAN (*) ------------------------------- Terminalden kalkarken Otobüs, Keşiş’in -çığının- altında kaldı Seni fısıldayışım… Tüm zamanlar sessizliğe büründü, Gürültüler son buldu Akrep, yelkovanla buluştu Sus-pus oldu bağırışları muavinlerin…
Seni bırakıp bu şehirde, Ardıma bakmadan gidiyorum… Ovalar boyu buğday tarlaları, Üzüm bahçeleri içinde Tek-tük kavak ağaçları, Sevdiğimi destursuzca , Haykırıp gidiyorum…
Biliyorum istilalara, Depremlere direnen bu şehir Ne Urartu taktı Ne Pers , Ne de Bizans… Dokuma tezgahları yine çalışacak, Adını ilmik - ilmik İşleyecekler sonsuzluk almanağına… Bakır ustaları, Güzelliğini resmedecekler, Yazıkaya mağaralarına…. Damla-damla üzümlerden Gülüşünü damıtacaklar fıçılara…
Teni, deyişlere diken; Deyişleri tespih ipliğine geçiren, Ermişler ermişi Deli Aziz’ler, Deli Lütfü’ler Selam eyleyip geçtiler bu topraklardan, Selam eyleyip geçtiler, Terzi babalar, Cemal abdallar, Hıdır Abdallar Ve…. Hasan efendiler…, Bedenimi seferi , Gözlerimi seferi Ruhumu Erzincan’da , Bırakıp, Bırakıp gidiyorum…
MEHMET YÜCEL KAYA 17/04/2006-ERZİNCAN
(*)-Erzincan ve terörün son bulması halinde Tunceli temiz havası, suyu ve bakir yeşillikleriyle bir sağlık turizmi başkenti olabilirler.
Merhaba Yavuz abi .Ben Fikri TOP un torunu ,Hasan Fehmi TOP un oğluyum.Erzincan Tercanlıyım ..Yengeniz Nigar TOP un torunuyum .Babamın selamı var .Saygılar!!! Bir cevap yazmanı bekliyorum.
merhaba sayın hocam Yazan orhan bayram,
Ocak 10, 2008
sayın hocam bir kasette dinlediğim bir türkünüzün sözlerini ve türkünün kendisini arıyorum ama sitenizde dahil olmak üzere hiçbir yerde buna muvaffak olamadım. Eğer bana yardımcı olabilirseniz çok sevinirim. Hatırlatabilmek için sözlerinden hatırladıklarımı yazmak istiyorum Gel sofu birinci başta Hak yoluna girmek gerek Saf olup en eğrilikte Adam gibi olmak gerek **** ***** ***** Sekizinci bir hak kelam Böyle sofu olmaz vesselam Esiri der oldu akşam Her vaktini bilmek gerek
İLGİNİZ İÇİN ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER SAYIN HOCAM
Nefes Yazan Feyzullah Seçkin,
Ocak 16, 2008
HAKK YOLU
Er yolundan hoş gelenler: Deyin bana dava nedir? Hakk yolunu boş bilenler: Cahil değil daha nedir?
Girmiş isen gerçek yola; Rehber olur Tanrı kula. Otursa da posta çula; Evliyalar bahanedir.
Topraktansa cümle beden; Hakk değil mi buna neden? Bilsinler ki gelip giden: Tüm gönüller ihvanedir.
Gafillerin boş evgisi; Yobaz bilmez hak hangisi. Asıl olan er sevgisi; Gerisi boş teranedir.
Gece gündüz hasretinle yanarım Hata ettim yüreğimden kanarım Günahkarım eşiğinde ağlarım Yaradan'ım bağışla bu kulunu
Sen Mevla'sın yaratansın Sultan'sın Padişahsın tüm dertlere dermansın Sahibimiz, alemlere Rahman'sın Güzel Mevlam bağışla bu kulunu
Men kulunum, biçareyim, harabım Perişanım, eşiğine turabım Nefs kabzına hapsolunmuş köleyim Biriciğim bağışla bu kulunu
Onsekizbin alemlere mazharsın Aşk kabesi gönüllere sübhansın Dertlilere, kederlere reca'sın Ya Allah'ım bağışla bu kulunu
Ciğerlerim lime lime serildi Neşterlendi,sefil yürek yarıldı Naçar ömrüm sonlarına varıldı Ya Ahir'im bağışla bu kulunu
Günahkarım, fakirinim, hederim Kimsem yoktur sensiz nere giderim Gün geçtikçe artar gamım kederim El Eman'ım bağışla bu kulunu
Bulamadım eşim, canım, yoldaşım Hep yalnızım, sensin daim haldaşım Gurbet elde kaldım, yoktur candaşım La İlahe İllallah, bağışla bu kulunu
Gözyaşlarım derya oldu duruldu Can evimde yüreciğim vuruldu Eşiğine geldim dar'ım kuruldu Ya Sultan-ı Zişan bağışla bu kulunu
Muhammed'i kıldın bizde secdegah Can Ali'yi derledin de kıblegah Sensin derman, nur içinde Nurullah Kadir Rahman bağışla bu kulunu
İmam Hasan'a ağu verip kıydılar Şah Hüseyn'i susuz koyup canın aldılar İmam Zeynel'i gözü yaşlı yetim koydular İmamların aşkına Hü, bağışla bu kulunu
İmam Bakır zindanlarda çürüdü İmam Cafer ilim deryasın bürüdü İmam Musa aşk od'uyla yürüdü İmamların aşkına Hü, bağışla bu kulunu
İmam Rıza Horasan'ın nurudur İmam Taki gönüllerin ser'idir İmam Naki aşk deryasın yeridir İmamların aşkına Hü, bağışla bu kulunu
İmam Hasan Askeri canımızın canıdır İmam Mehdi sırrı batın varıdır Fatma Ana Muhammed'in nurudur Ehli Beyt'in aşkına Hü, bağışla bu kulunu
Hünkar Hacı Bektaş Serçeşmemiz Pir'imiz Baba Mansur ocağında serilidir derimiz Biz kulunuz, sensin sahibimiz varımız Pir'imizin aşkına Hü,bağışla bu kulunu
Pir Sultan'ın dar ağacı kuruldu Ali Baba yüreğinden vuruldu Kızılırmak kan ağladı, duruldu Erenler'in aşkına Hü, bağışla bu kulunu
Banaz yaylasında Pir'im yürüdü Haram bile yemedi, itlerimiz ürüdü Hınzır Paşa gaflet çamurunda çürüdü Erenlerin aşkına Hü, bağışla bu kulunu
Hüseyin Gazi sultan sancaktar Pir Sultan Abdal cana mazhar Munzur Baba'dır sırrı didar Erenlerin aşkına Hü, bağışla bu kulunu
Düzgün Baba yüce dağa yürüdü Seyit Battal Gazi zırhlarını bürüdü Zalimler helak oldu, ruhları çürüdü Erenlerin aşkına Hü, bağışla bu kulunu
Sarı Saltuk Rum Diyar'ın eledi Balım Sultan aşk şarabın diledi Hünkarımın ardından kuzucuklar meledi Erenlerin aşkına Hü, bağışla bu kulunu
Abdal Musa girdi ceylan donuna Kızıl Deli can derledi canına Karacaahmet çağladı müminlerin yanına Erenlerin aşkına Hü, bağışla bu kulunu
Kadıncık Ana hamurunu yoğurdu Yaz baharda koyunların hepsi ikiz doğurdu Karadonlu Can Baba kafiri yola getirdi Erenlerin aşkına Hü, bağışla bu kulunu
Aşkın aleviyle yandım yakıldım Gönül denizinde seyre bakıldım Felek yolum kesti, ağına takıldım Erenlerin aşkına Hü, bağışla bu kulunu
Kalender'im aşığınım fakirim Kemter kul'um huzurunda hakirim Aşkınla daim yanarım, zakir'im Erenlerin aşkına Hü, bağışla bu kulunu.....
(Sevgili Hocam güzel yolumuzun hürmetine yazdığım bu şiiri size armağan ediyorum)
Derin uykusundan uyanıyor komşu kızı, Buğulu camlardan süzüyor sokak uçlarını, Köşede Hasan paşa açmamış bakkal kepengini Hızla kaybediyor şehir nefesini, Hızla kaybediyor, Hızla !... Bahçeli Tek katlı Gecekondu evlerini….
Oysa; gülümseyişlerimiz takılı kalmıştı Şeftali ağacına, Birlik evimizin… Oysa, Deyişler eşliğinde dillendirilmişti Gökyüzü… Oysa, Yarin yanağından gayrı Ortaktı tüm ertelenmiş düşler… Kurbağa dolu yeşillikte, Hiç gelmeyecek olandı yazgı… Komiser kolombolu, Kaçak kımbıllı Heidi’li Televizyon ekranıydı, Daracık oturma odalarının…
Öğlen sonrası Sokak satıcılarının İki ucu askılı Sac tepsilerde Yoğurt satış haykırışlarıydı, Kurtarılmış sokaklarıydı çocuk adımların… Uzun-ince bir düzlemdi yaşananlar, Düşsel bir atmosfer… Düşündükçe hüzünlenilen… Sonbahar yaprağının Dirayetsiz son nefes alış-verişiydi…
Biliyorum, Artık dönmeyecek yitenler Yaş otuz beş yolun yarısı demişse TARANCA, İpi elden kaçırdık, Sahi nerede kaldı ? “Evli evine, köylü köyüne Evi olmayan sıçan deliğine…” Nakaratlı oyunumuz… Zürafa boyuyla , Hiddetli sesiyle İlkokul müdürüm KOÇ Cafer, Teni toprakla kardeş olan TOR Süleyman Avrupa’nın en büyüğü Üzerinde adalet sarayı yükseltilen 50. yıl Çağlayan lisem… Nerede kaldı ? Yitipte gelmeyen…
M.Yücel KAYA 30/12/2007-Yıkılan Çağlayan Lisesi, yeni yapılacak olan Adalet sarayı inşaatı önü ÇAĞLAYAN/İSTANBUL
(*)-Ülkemizde emeğe ve tarihe saygı duyulmaması nedeniyle en nadide kurumlarımız satılıyor.Eğitim kurumlarımız yıkılıyor…
Hocam başta saygılarımı sunarım sizi küçüklüğünden beri severek dinlerim sizin türkülerinizle büyüdüm.Yorumunuz sanatçı duruşunuz harika ötesi, Hocam ben sizden bağlama dersi almak istiyorum kendim az çok çalıyorum sizin gibi büyük bi ustadan ders almak istiyorum,fakat ben mersinde ikamet ediyorum burda sormak biraz abes olabilir ama küçükte kusur büyükte affınıza sığınaraktan kursunuz hakkında nasıl bilgi edinebilirim,kurs süresi ne kadar sürüyor?kurs saatleri,haftada kaç saat,ücret vs hakkında nasıl bilgi sahibi olabilirim hocam tekrar kusura bakmayın ama bunlar kafamı karıştıran konular çünkü istanbula yerleşmem gerecek sizden kurs alabilmek için bu soruların cevabını mailime atıp arkadaşlar kurs hakkında aydınlatırsa cidi ciddi sizden kurs almayı istiyorum hocam. Şimdiden saygın kişiliğiniz önünde saygıyla eğiliyorum türkü tadında,türküler kadar yürekli kalmanız dileğiyle. SAYGILAR.....
küçüklügümden beri albumleriyle büyüdüm yavuz top hocamiza te$$erkürler erderim. kendim Fransa'da tip okuyorum, ve sürekli zamanim oldugunda eski albumlerden çaliyorum, çünkü bu türülerle ki$iligim olu$tu ve hatiralarim bilinçaltima yerle$ti.(bu tabiiki yeni albümünüzün kötü oldugu demek degildir, tam tersine hala çok degerlidir) bana göre sazinizla ve sözünüzle, doktorlarla hemen hemen ayni görevi görmektesiniz : insanlarin kendi hayatlarina huzur getirilmesine yardim edersiniz. umarim pek rüdimanter olan türkçemlen kendimi onlami$ olumurum..
Merhabalar hocam.bu veb sitesini açmanızdan dolayı sizi tebrik ederim iyi ki böyle bir çalışmada bulundunuz.sizden çok büyük feyz alıyorum.iyi çalışmalar...
Gözlerim Ağlamaklı, yağmura mı özendin Hani Şu Dört Mevsimden Son Baharı Severdin? Yolculuk Var Galiba,Kuşlara mı Özendin Seni çok seviyorum hoşçakal göçmen gözlüm
Kaderinmiş bu senin göç göç olup dolaşmak Her çiçekten bal için binbir toza bulaşmak Bir daha mümkün değil mumkün değil buluşmak Seni çok seviyorum hoşçakal göçmen gözlüm DİLEK BİLGA
İSTENMİYORSUN
YALAN AŞKIN İÇİN Mİ DİL DÖKÜYORSUN KEMKÜM ETME SUÇUNU SEN BİLİYORSUN NE YAZIK Kİ; GÜZELİM ALDANIYORSUN BU DEFA BEN DEYİL SEN GİDİYORSUN GURURUN YOKMU SENİN İSTENMİYORSUN...
ARTIK ESKİSİ GİBİ ÖZLENMİYORSUN BU NAZ BU KAPRİS İLE ÇEKİLMİYORSUN BU DEFA BEN DEYİL SEN GİDİYORSUN... SEN BENİ BİR AN ÖNCE UNUTMAYA BAK
KÜL OLDUM YETERİNCE BAŞKA BİR CAN YAK DÜŞÜRDÜN EĞİLİNCE YENİ MASKE TAK BU DEFA BEN DEĞİL SEN GİDİYORSUN DİLEK BİLGA
ESKİSİ KADAR
GÜNLERDEN AYRILIK MEVSİM YANLIZLIK IŞIKLARIM SÖNMÜŞ ODAM KARANLIK ECELLE YAPTIĞIM YAMAN PAZARLIK BENİ KORKUTMUYOR ESKİSİ KADAR
ISLAK KALDIRIMLAR ISSIZ SOKAKLAR TANIDIK GELİYOR BÜTÜN ACILAR DUYMAKTAM BIKTIĞIM MASUM YALANLAR GÜCÜME GİTMİYOR ESKİSİ KADAR
SAYENDE KAPATTIM AŞK DEFTERİNİ SAYENDE TÜKETTİM SEVİNÇLERİMİ GÖZÜM KARARSA DA BULUTLAR GİBİ BENİ AĞLATMIYOR ESKİSİ KADAR DİLEK BİLGA
SEN NESİN
ÖYLE SICAK SEVGİ DOLU VE ŞENSİN SEN BAŞIMA GELEN EN GÜZEL ŞEYSİN ANLATMAK NE MÜMKÜN KELİMELERLE SEN YAŞAM SEBEBİM TEK İFADEMSİN
HAYAL MİSİN DÜŞ MÜ SÖYLE SEN NESİN DEMİN CANDA İDİN ŞİMDİ TENDESİN ÖYLE KARIŞIK Kİ, HİÇ BELLİ DEĞİL SÖYLESENE BEN Mİ SENDE, SEN Mİ BENDESİN? DİLEK BİLGA
BAHANE
DOSTLUKLAR KURULMUŞ ÇIKAR ÜSTÜNE YALANA TAHAMMÜL EDEMİYORUM DÜŞEN MASKELERİN SAHTE YÜZÜNE BAKMAYA TAHAMMÜL EDEMİYORUM
SÖZ NEDEN GÜMÜŞ SÖYLE BE SARRAF SÜKUT ALTIN DEĞİL TUTMA HİÇ TARAF HAKSIZLAR EDERKEN PEŞPEŞE BİN LAF SUSMAYA TAHAMMÜL EDEMİYORUM
HEP BÖYLE DEĞİL Mİ KULUN KADERİ SEN BARİ ŞEYTANA UYMA DÖN GERİ ÇATAL DİLDEN ÇIKAN ZEHİR SÖZLERİ DUYMAYA TAHAMMÜL EDEMİYORUM DİLEK BİLGA
BİR AŞKA AİT
UZAKTAN GÖRDÜĞÜN YÜZÜN EŞGALİ GÖNÜL ARŞİVİNDEN BİR AŞKA AİT GÖZLERİMDEN YAĞAN BU HÜZÜN SELİ NEFRETLE ANDIĞIM BİR AŞKA AİT
BELKİ DE SAYILI BİR KAÇ SAATTİ ÖMRÜMDEN ÇALDIĞIN ZAMANA AİT YÜREĞİMİ SARSAN BU HAZİN VEDA YASINI TUTTUĞUM BİR AŞKA AİT
DUYDUĞUM ENDİŞE BENİ ŞAŞIRTTI YILLAR VAR Kİ KALBİM BÖYLE ATMADI HAYALİMDE ÇALAN BU HÜZZAM ŞARKI KÜLLENMİŞ SANDIĞIM BİR AŞKA AİT DİLEK BİLGA
KAÇTI TREN
HAYELLERİN GERÇEK OLSA GÜZELLİKLE DOLUP TAŞSA BUNUN SONU ÖLÜM OLSA KAYBETTİN YA BULAMAZSIN
BENİ BANA UNUTTURDUN ÇIKMAZLARA YOL TUTTURDUN YOK Kİ, ARTIK YERİM YURDUM ARAMA HİÇ BULAMAZSIN
KAÇTI TREN VAR EL SALLA YİNE DE KAL SAĞLICAKLA YİNE DE KAL SAĞLICAKLA YAR SÖZÜNÜ KESTİM BALLA KAÇIRDIN YA BULAMAZSIN
BİLESİN Kİ; BU SON ÇIĞLIK BU SON FERYADIMDIR ARTIK YALIN AYAK YAKAM YIRTIK GÖNDERDİN YA BULAMAZSIN DİLEK BİLGA
ALLAH'A MAHSUS
VERMEDEN ALMAK TEK ALLAH'A MAHSUS NE VERDİN Kİ BENDEN NE İSTİYORSUN BİR GÖNÜL BORCUYDU ÖDEDİM BİTTİ BU AŞKTAN SEN DAHA NE BEKLİYORSUN
CAN DEĞİL MAL DEĞİL GÖZÜNDE GÖZÜM BİR HAYAT SÖNDÜRDÜ YANLIŞ BİR SÖZÜN BEN BİTTİM TÜKENDİM DAĞ GİBİ ÇÖKTÜM BU AŞKTAN DAHA NE BEKLİYORSUN DİLEK BİLGA
NEDEN KENDİM GİBİ OLAMIYORUM?
NEDEN KENDİM GİBİ OLAMIYORUM AH İÇİMDEN NELER GEÇİYOR NELER....... BİR TÜRLÜ BOŞALIP DOLAMIYORUM HARCANIP GİTTİĞİ HALDE SENELER..... NEDEN KENDİM GİBİ OLAMIYORUM
KAH GÜLDÜM AĞLADIM KAHU AHUZAR KENDİME SİTEMİM VAR DİLDE İNTİZAR TUTUŞMUŞ YANARKEN TENDE ARZULAR NEDEN KENDİM GİBİ OLAMIYORUM BİR TUTAM SAÇIMI YOLAMIYORUM DİLEK BİLGA
hocam ben dilek bilga tel 05383620658 nacizhane şarkı sözü yazıyorum mesam üyesiyim desteklerinizi bekliyorum Yazan dilek bilga,
Nisan 21, 2008
NEDEN KENDİM GİBİ OLAMIYORUM?
NEDEN KENDİM GİBİ OLAMIYORUM AH İÇİMDEN NELER GEÇİYOR NELER....... BİR TÜRLÜ BOŞALIP DOLAMIYORUM HARCANIP GİTTİĞİ HALDE SENELER..... NEDEN KENDİM GİBİ OLAMIYORUM
KAH GÜLDÜM AĞLADIM KAHU AHUZAR KENDİME SİTEMİM VAR DİLDE İNTİZAR TUTUŞMUŞ YANARKEN TENDE ARZULAR NEDEN KENDİM GİBİ OLAMIYORUM BİR TUTAM SAÇIMI YOLAMIYORUM DİLEK BİLGA
kütfen hocam desteklerinizi bekliyorum Yazan dilek bilga,
Nisan 21, 2008
Yavuz Top Resmi Web SitesiKENDİME SİTEMİM VAR DİLDE İNTİZAR TUTUŞMUŞ YANARKEN TENDE ARZULAR NEDEN KENDİM GİBİ OLAMIYORUM BİR TUTAM SAÇIMI YOLAMIYORUM ... 2008 Yavuz Top Resmi Web Sitesi.
bu dizelerin sahibiyim fakat bir okadarda sahipsizim .mesam üyesiyim .fakat tanıdığım kimse yok bu konuda
değerli hocam benim siz değerli büyüklerimden br ricam olacak Yazan dilek bilga,
Nisan 22, 2008
MESAM ÜYESİ OLMAMA RAHMEN KASETTE OKUNMUŞ İKİ ŞARKIM OMASINA RAHMEN SİZ DEĞERL BÜYÜKLERİME ULAŞAMIYORUM HOCAM EN BÜYÜK DİLEĞİMŞE YAZDIĞIM ŞARKI SÖZLERİNİN HAYATA GEÇMESİDRİHOCAM BU KONUDA GERÇEKTEN DESTEKLERİNİZE İHTİYACIM
VAR.EN DERİN SAYGILARIMLA
Ve...Mehdi *Türk Sol İslâm Hareketi*ni kuruyor... Yazan ayhan aytaç,
Nisan 28, 2008
Artık seçim ve geçim zamanı değildir... Ve...işte şimdi Devrim zamanıdır...
O şimdi Asker... O şimdi Gerilla... O şimdi Devrimci... O şimdi Mehdi Sahib-i zamandır...
Mehdi diyor ki;
En büyük demokrat ve en gerçek devrimci Rahman ve Rahim Olan 'ALLAH'TIR... Bizim 'ALLAH'ımız ULU DEMOKRAT VE YÜCE DEVRİMCİDİR...O DİN GÜNÜNÜN MALİKİ VE SULTANIDIR...GERÇEĞE HÛ...
Türk Sol İslâm = Alevilik... Türk Sol İslâm = Bektaşilik...
Anadoluda müslümanın adı Alevi... Türk'ün adı Bektaşidir...
Anadoluda aydınlanma ancak... Alevilikten ve Bektaşilikten geçer...
Alevilik ve Bektaşilik kısaca... Türk İslâm sosyalizmidir...
Ne mutlu türküm diyene... Ne mutlu türküm solcuyum müslümanım diyenlere...
Bir türk dünyaya bedeldir... O türk Mehdi sahib-i zamandır...
Yurtta sulh dünyada sulh... Yurtta islâm dünyada islâm...
Türk milleti tarihte türktü türk kalacaktır... Türk milleti tarihte müslümandı müslüman kalacaktır...
Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet... Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklâl...
Yâ istiklâl yâ ölüm... Yâ hicret yâ cihad...
Türk Sol İslâm Hareketinin bayrağı onurlu, şerefli, asil ve soylu muzaffer türk bayrağıdır...Öyle ki; siyasi stratejimiz açısından hilal islâmı, yıldız sosyalizmi, bayrağın kızıllığı türkün şerefli kanını temsil etmektedir...Dini stratejimiz açısından hilal hz.Ali'yi, yıldız hz.Mehdi'yi, bayrağın kızıllığı ise; hz.Ehl-i Beyt'in şerefli kanını temsil etmektedir vesselâm...Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur...
Şeytan üçkeni stratejisi ve Rahman üçkeni stratejisi deşifre edilmiştir...Öyle ki; şeytan üçkeni stratejisinin ırk kutbunda ingilizler ideoloji kutbunda faşizm din kutbunda ateizm vardır...Rahman üçkeni stratejisinin ırk kutbunda türkler ideoliji kutbunda sosyalizm din kutbunda islâm vardır...
Bir insan ya şeytanın yanındadır yada rahmanın yanında... Ya deccalin tarafındadır yada mesihin tarafında... Ya süfyaninin askeridir yada mehdinin askeridir... Ya batıldan yana olup bozguna uğrar yada haktan yana olup zafer kazanır...
Işık geldi mi,karanlık yok olur... İman geldi mi,güman yok olur... İlim geldi mi,cehalet yok olur... Rahmet geldi mi,zulüm yok olur... Adalet geldi mi,haksızlık yok olur... Cesaret geldi mi,korku yok olur... Mehdi geldi mi,deccal yok olur... Mesih geldi mi,şeytan yok olur... Kıyamet geldi mi,kainat yok olur... Rahman geldi mi,onsekizbin alem yok olur... Hak geldi mi,batıl yok olur... Çünki batıl yok olmaya mahkumdur...
/C* / TÜRK SOL İSLÂM HAREKETİ...
Zikr-i hakikatimizdir... ______________________ Bakî Gerçekler Demine Hû,Dost Allah Eyvallah... Gerçeğe Hû Mü'mine Yâ Alî Yâ Mehdî Sahib-î zaman...
değerli hocama en derin saygılarımla SAĞOLUN VAROLUN Yazan DİLEK BİLGA,
Nisan 29, 2008
SENDEN GELCEK HAYIR ALLAH’TAN GELSİN KENDİMİ UNUTTUM DÜŞTÜM DERDİNE NE GECEMDE HAYIR NE GÜNDÜZÜMDE YAŞAYAN ÖLÜYE DÖNDÜM SAYENDE SENDEN GELCEK HAYIR ALLAH’TAN GELSİN.
BİLMEMKİ; NEREDEN RASTLADIM SANA NEREDEN KAPILDIM AŞK RÜZGARINA. ALDA ÇAL SEVDANI ZALİM BAŞINA, SENDEN GELCEK HAYIR ALLAH’TAN GELSİN
DÜNYA’YI SERSENDE AYAKLARIMA GÖZÜMDE DEĞERİ YOK BUNDAN SONRA DİLERİM Kİ BİR DAHA DÜŞMEM KAPINA, SENDEN GELCEK HAYIR ALLAHTAN GELSİN
DEĞERLİ HOCAM EN GÜZEL GÜNLER SİZLERLE OLSUN Yazan DİLEK BİLGA,
Nisan 29, 2008
TAHAMMÜL EDEİYORUM DOSTLUKLAR KURULMUŞ ÇIKAR ÜSTÜNE YALANA TAHAMMÜL EDEMİYORUM DÜŞEN MASKELERİN SAHTE YÜZÜNE, BAKMAYA TAHAMMÜL EDEMİYORUM.
HEP BÖYLE DEĞİLMİ KULUN KADERİ SEN BARİ ŞEYTANA UYMA DÖN GERİ. ÇATAL DİLDEN ÇIKAN ZEHİR SÖZLERİ DUYMAYA TAHAMMÜL EDEMİYORUM.
SÖZ NEDEN GÜMÜŞ,SÖYLE BE SARRAF SÜKÜT ALTIN DEĞİL TUTMA HİÇ TARAF. HAKSIZLAR EDERKEN PEŞPEŞE BİN LAF, SUSMAYA TAHAMMÜL EDEMİYORUM.
TAŞI TOPRAĞI ALTIN DİYENLERE İBRET OLSUN Yazan DİLEK BİLGA,
Nisan 29, 2008
İSTANBUL UN SENİN OLSUN GİDERİM CAN ÖYLE İSE BÖYLE SEVGİ OLMAZ OLSUN. BENDEN DAHA KIYMETLİYSE İSTANBUL’UN SENİN OLSUN.
KOPAR CAN YÜREKLİYSEN, CİĞER YOKSA LANET OLSUN. SILAN SANA GEREKLİYSE, İSTANBUL’UN SENİN OLSUN.
BENİ BENDEN EDECEKSE, AZAT ETTE ÇİLEM DOLSUN. ARAMIZA GİRECEKSE, İSTANBUL’UN SENİN OLSUN.
HÜLYA ŞEHRİ CİNNET İSE SEN KAL YARİM HAYIR OLSUN. BENSİZ BİR HAZ VERECEKSE, İSTANBUL’UN SENİN OLSUN.
KUTLU GÜN HAFTASI İÇİN YAZDIM Yazan DİLEK BİLGA,
Nisan 29, 2008
KUTLI GÜN DOĞUŞUNDAN BELLİYDİ PİR AŞKINLA DİVANE OLDUM MUHAMMET GÜL YÜZÜNÜ GÖRMEZSEM,KOPSUN KIYAMET. CEL BEŞİĞİNDEN,DÜŞSEMDE BU CAN EMENET, ARAFATTA ÜMMETİNE SEN ŞEFAAT ET.
UZUNA YAKIN ORTATDI BOYU CİCMİ GÜZEL ENDAMI GAYET MATBU. MUBAREK YÜZÜNDEN EKSİLMEZDİ NURU TENİ GÜL KIRMIZI PEK ,LATİFTİ KOKUSU.
KUTLU GÜN DOĞUŞUNDAN BELLİYDİ GÜLKOKUSU CÜMLESİNDEN AZİZDİ. SEMALARDAN O AN, NURLAR İNDİ. HURİ MELEKLER,DÖRT YANINI ÇEVİRDİ.
ALLAH’IN EN SEVGİLİ KULUYDU SAADET GÜNEŞİ GİBİ DOĞDU. TOPLUM HUZURA VE REFAHA KAVUŞTU. ONUNLA İNSANLIK YENİDEN HAYAT BULDU.
SEVDANIN KIYMETİNİ BİLMEYENLERE YÜREĞİ TAŞ GÖZÜNDEN YAŞ AKMAYANLARA KADİR KIYMET BİLMEYENLERE Yazan DİLEK BİLGA,
Nisan 29, 2008
GAFLETTEN UYAN KOŞ MEVLANA’YA KONYA’DA BİR ŞAH MEVLANA O NE HUZUR YARAP,ON E MUAMMA. KUBBESİ BAKAR YEDİ KAT SEMAYA, HER NE OLURSAN OL,KOŞ MEVLANA’YA.
DÜNYA MALINA ETME SAKIN TEMA. KURULMUŞ BİZİ BEKLER,O YÜCE DERGAH. AZI ÇOĞA TUT, DÜŞME HİÇ GAMA, GAFLETTEN UYAN KOŞ MEVLANAYA.
OKYONUSLAR GİBİDİR,PÜR AK YÜREĞİ TEVAZUH VE İNCELİKTESAKLIDIR YÜCELİĞİ. HOŞGÖRÜ VE SEVGİYLE,BEZENMİŞ KİŞİLİĞİ, TÖVBENİ BOZSANDA KOŞ MEVLANAYA
HAYATTA HEP KADERE SUÇ BULANLARA DUYGULARININ ESİRİ OLMUŞLARA KENDİNİ BOŞYERE AVUTANLARA Yazan DİLEK BİLGA,
Nisan 29, 2008
BU DAMI KADER VURULDUM DİYORSUN NEREDE YARAN? NEREDE BU YARANI ŞEVKATLA SARAN? HİÇ BELLİ OLMUYOR AKINLA KARAN SERSERİ OLDUYSAN BUDA MI KADER?
CANDAN SEVDİĞİNDEN VURGUN YEMİŞSEN VERDİĞİN HER SÖZDEN GER DÖNMÜŞSEN, NAMERTEİ GÖZÜNDE ÇOK BÜYÜTMÜŞSE BENZERİ OLDUTSAN BU DA MI KADER
İNKARIN FAYDASIZ GERÇEK ORTADA, KABUL ETTE BİTSİN BU OYUN BURADA. SEN KADERİN DEĞİLDE DUYGULARININ DA ESİRİ OLMUŞSAN BU DA MI KADER
... Yazan DİLEK BİLGA,
Nisan 29, 2008
BEKTAŞİNİN KERAMETİ
ABD, KUL KÖLE ALİ,BEKTAŞİ Şİİ, SUNİ VE İMAMİ. DÜNYA’YA NİZAM VERDİ, ÖZ BİRLEŞME CEM-AYİN’İ.
BEKTAŞİ TARİKATININ PİRİ, ADI MUHAMMET MAHLASI BEKTAŞİYDİ. HOCASI AHMET YESARİ, LOKMAN PARENDE’YE EMANETTİ.
DUA İLE AKITTIĞI, MEKTEPTE BİR PINAR İDİ. KERAMETİNİ GÖREN HOCASI, BEKTAŞİYE HÜNKAR DEDİ.
PEŞİNDE YUNUS VE MEVLANA KOŞTURDU GÖNÜLLERDE İSE TAHT KURDU. BİRLEŞTİRİCİ VE SEVGİ DOLUYDU, YOLU TASAVVUH YOLUYDU.
İZGHI OLMAYAN GERÇEKLERE MAYA SI TUTMAYAN DENSİZLERE Yazan DİLEK BİLGA,
Nisan 29, 2008
İZAHINI YAP
Şah bile sevgiye kul köle iken, Var olmaz şeylerin hesabını yap. Ölüm gibi mutlak bir gerçek varken Mayasız tavrının izahını yap.
Oldum olası benden kaçıp durursun Bu bitişin bir kez fiz a hını yap. Saç ekmeği gibi dönüp durursun Mayasız tavrının izahını yap.
Kim demiş ki sevgi kaf ta efsane Sen çırpınışımın mizahını yap. Başka söz bilmem ki,ben aciz ha ne Kaygısız tavrının izahını yap.
İZAHI MÜMKÜN OLMAYAN SEVDALAR
YALAN DÜNYA GİBİ YALAN OLDUKLARINI UNUTANLARA Yazan DİLEK BİLGA,
Nisan 29, 2008
KÜLLÜM HATA ÇİLEDE CÖMERTTİR SEVGİDE CİMRİ PAYINA DÜŞENİ VERMEZ HANİ YA! BANA GELİNCEMİ TUTUYOR KİBRİ, SÜRÜNÜP GEZENİ,GÖRMEZ BU DÜNYA.
TERAZİSİ YOKKİ; ADALET KOYSUN KEFESİ HAKSIZI ÇEKMEZ HANİ YA! AL BENİ DEYE AÇ GÖZÜN DOYSUN, MAZLUMUN YÜZÜNE GÜLMEZ BU DÜNYA
SANA GÖNÜL VERMEK KÜLLÜM HATAYMIŞ, UĞRUNDA ÖLMETE DEĞMEZ HANİ YA! KENDİM GİB SANDIM BURNUN KAFTAYMIŞ, BİRKERE AŞAĞI BAKMAZ HANİ YA.
ÖMRÜ BOŞA TÜKETENLERE BOŞ BAKAN GÖZLERE BOŞA YAŞAYANLARA UNUTMAYIN İKİNCİ BİR ŞANS YOK Yazan DİLEK BİLGA,
Mayıs 05, 2008
ANCAK ÇARK ETTİM M ü l a h a z a t hanesini açık bıraktım İnce eleyeyim derken mantara bastım Az mı ahlar aldım, az mı canlarda yaktım Lanet ipliğini,kendi boynuma astım
Vesvese en büyük düşman,kin bağlar içim Bağlandıkça susmaz ağlar oldu gözlerim Dilin belasını kalbim çekti her daim. Ağladıkça çağlar oldu yüreğim
İblisin çelmesi ile şaştı feleğim Allah biliyor ya, bunu çoktan hak ettim An çak fark ettim hatamı ancak çark ettim Boşa harcadım bu ömrü boşa tükettim.
TÜM BABALARA HİTABEN Yazan DİLEK BİLGA,
Mayıs 10, 2008
BABAM SEN GİDELİ BEN SEN OLMUŞTUM SARILIP SAÇIMI OKŞAMAZ DERDİM. İÇTEN İÇE AĞLAR BELLİ ETMEZDİM. ÇOCUK YÜREĞİMLE,KAÇAR GİDERDİM, KIYAMAZ ANNEME,KOŞ GETİR DERDİN
UYURKEN ÜSTÜMÜ ÖRTÜP SEVERDİN BİR DEDİĞİMİ HİÇ İKİ ETMEZDİN SEN GELMEDEN YEMEK BİLE YEMEZDİM, BAZEN AÇ YATAR,BAZENKÜSERDİM
SEN GELİNCE BU EV MELTEM ESERDİ VARLIĞIN DEĞİLDE,GÖLGEN YETERDİ. ANNEM ÇIK YÜZ VERME ŞIMARIR DERDİ ÇAKTIRMADAN GÜLÜP,KAŞGÖZEDERDİ.
BABAM SEN GİDELİ,BEN SEN OLMUŞTUM GÖRDÜĞÜM HERKESTEN SENİ SORMUŞTUM. BABAM HASRETİNLE YANDIM TUTUŞTUM, RÜYAMDE BEN YİNE SENLE KONUŞTUM
DİLEK BİLGA
hayallerde YAŞATILAN SEVDALARA Yazan DİLEK BİLGA,
Mayıs 10, 2008
SEN YALANCI BAHARDA DÜŞEN CEMRESİN SEN RİZASIZ BAHÇENİN GÜLÜ GİBİSİN DİKENİN BATAR ELEM ACI VERİRSİN SEN YALANCI BAHARDA DÜŞEN CEMRESİN ANSIZIN ÇEKİPTE GİDİVERİRSİN
SEN YARALI BİR SERÇE,AŞKTAN ÜRKERSİN AVUÇLARIMDAN KAYIP DÜŞÜVERİRSİN SEN YALAN DEĞİL ÖLÜ GİBİ SAHİSİN SEVMEKTEN ÜRKERDE KAÇIVERİRSİN
SEN İÇİMİ TİTRETEN HURİ MELEKSİN CENNETİNDEN BENİ KOVUVERİRSİN SEN AŞKIN KENDİSİ GÖZ BEBEĞİMSİN KALBİNDEN ÇIKARIP ATIVERİRSİN
TÜM ANNELERE HİABEN Yazan DİLEK BİLGA,
Mayıs 18, 2008
BUNU ANNE OLAN BİLİR
Affet yavrum anneler,evlatlarından geçmez
Her an aklımdasın sensiz,gözüme uyku hiç girmez.
Hiç bir anne evladından ayrı kalmak istemez
Hep bir yanım eksik sensiz,içimde sızın h i ç d i n m e z.
yavuz hocam siz bizim dersimize girmiştitiz .sorular sormuştşnuz.önceki hafta perşembe girmiştiniz . çok kolay sorular sormuştunuz. sizin baglama kursunuz çok güzel. ihşallah sizin gibi olurum iyi bağlama çalan bir kız olmak istiyom büyüncede sizin gibi kurs aççam
Saygı ve selamlar Yazan AYNUR gÜNEŞ,
Eylül 19, 2008
Hocam merhaba,
Geriye dönük sizin eğitim merkezinizden almış olduğum bağlama dersi sayesinde, bugünkü pozisyonuma gelmiş durumdayım. Teşekkürlerimi borç bilirim saygılarımı sunarım.
Saygılarımla,
Aynur Güneş
Kendimizle barisik yasamak Yazan sahismail kaya,
Ekim 22, 2008
KENDİMİZLE BARIŞIK YAŞAMAK Bu ayki köşe, yazıma candan selamlarımla, başlamak istiyorum.İnsan olmak gerçekten çok zor,hele kendimizle barışık yaşamak, bundan daha da zor.Yaşadığımız mekan Avrupa olunca bir çok şey ,teknikte kolay ama pra¬tikte daha da zor.Biliyormusunuz, yaşamak sanattır, lakin sorunlarla birlikte yaşamak, büyük bir sanattır.İnsan hem kendine dost olur, zaman zaman da etrafında, düşman aramasına da gerek yok, kendinden uzaklaşınca, ken¬dine düşman da olur. Kaçımız acaba kendimizle barışık yaşamaktayız. Oh be bütün sorunlara rağmen, yıkılmadım ayaktayım diyebilmekteyiz.Halbu ki her sorun, bizim için büyük bir fırsattır.Sorunların üstesinden geldikçe,sorunlarımızı aştıkça, yılmadan herşeyi, umutsuzluğa kapılmadan ,çözdükçe hayat güzelliğini korumaktadır. Bakın sizlere çok güzel, bir sözle devam etmek istiyorum. Sevmeyen kalpler, çok çabuk yorulur, bugün neden bu kadar yorgunuz ,sebebi kalbimiz sevmeye çok uzak kaldığı için.Kendimize ne ka¬dar zaman ayırmaktayız.Sevgi üzerine kaç kitap okuduk, sevgi üzerine, kaç panale, kaç konferansa gidebildik. Herşeyi kazandık ama belki de sevgi de, ilgi de , bilgi de bir çok şeyleri ileriki, bir tarihe bıraktığımızdan ,dolayı neleri kaybettiğimizin, farkına bile varamadık. Bak benim kalbim bile çok yorgun, belki de en güzel varlık olan insanları değilde, başka şeyleri sevdiğimizden dolayı. Sevdiğimize bir gül vermenin,eşine adam gibi seni seviyorum demenin, güzel bir söz söylemenin ne bir okulu ne bir zamanı, ne de bir mekanı vardır. Ne mutlu ki yaşamın da yanındakilere ,seni bir baba, bir anne, bir kardeş, bir dost, bir arkadaş, bir hayat yoldaşı olarak çok seviyorum diyenlere. Hatırlarsanız başında da arzettiğim gibi ne var ki, paylaşılmayan, bak hiçbir şey kararın da kalmıyor, her gün dünyamıza yeni birileri, gelirken bir yandan da dünyamızdan, birileri bizlere veda edip gitmiyor mu? Aç kalan bir insanın, kuru ekmekten aldığı lezzeti, bizler de birbirimizi severek alabil¬seydik, kalp kırmadan, insan olduğumuzu unutmadan, başkalarını da düşünebilseydik ne kaybımız olurdu servetimizden, azıcık da çenemizi tutabilseydik , bizlere sorduklarında ,en iyi neyi bilirsi¬niz dendiğin de, haddimi bilirim, gardaş diyebilsek.Neler değişmezdiki bizim ve de başkalarının, dünyaların da Hadi varmısınız, kendimizle barışık yaşamaya.Bana müsade ben kendimle, barışmaya gidiyorum. Güzel bir sözle yazima veda etmek isterim. Mutluluğun iki yolu vardır. Birincisi iyi biri olmak, ikincisi ise iyi birini bulmak. İyi biri olanlara ve de iyi birini bulanlara, muhabbetlerimle.
En güzel sözle veda edelim. Ya bir yol ver, ya bir yol ac ya da yoldan cekil kardesim;
Sahismail Kaya Gazeteci-yazar Avrupa Türk Yazarlar ve Sanatcilar Birligi Yönetim Kurulu Üyesi. Özel Program sunucusu Televizyon ve Radyo Programcisi Genel ve Yerel secimler de Siyasi Danisman. Cep tel:01797843183 Almanya Türkiye Cep Tel:05453678246 E-mail:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Msn:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
SAYGI Yazan erdi,
Şubat 06, 2009
hocam sizi seviyorum.hayatımda 3 sanatçıyı örnek aldım biri siz ,erdal erzincan,çetin akdeniz sizin kurs yeriniz dayım eviyle karşı karşı büyük bi bina
çalışmalarınızda başarılar diliyorum
Selam Yazan Mithat Aşıran,
Nisan 05, 2009
Merhaba.Hocam önce selam eder değerli ellerinizden öperim.Başarılarınızın devamını ve sağlık,sıhatiniziN daim olmasını dilerim.Nacizhane bizide bağlama imalatı ile uğraşıyoruz.Umarım birgün tanışmak nasip olur hocam.Sevgi ve selamlar. www.Guvensazevi.Net
Merhabalar ve Tellal Başım adlı türkü.. Yazan Yılmaz Arslan,
Nisan 07, 2009
Sevgili ustam Yavuz Bey, "Tellal Başım" adlı türkü herhangi bir albümünüzde mevcut mu? Yanıtlarsanız sevinirim?
"Tellal Başım
Bir ulu şehide tellallığım var Ben tellalım pazar başım Alidir Benim efendim Eksik alıp artı satsam yine kar Ben tellalım pazar başım Alidir
Irıza malıdır alıp sattığım Üçler beşler kırklar pazar ettiğim Benim efendim İmam Caferden dükkanı tuttuğum Ben tellalım pazar başım Alidir
Viraniyem her dem hakka yeterim Tellal olup şu alemi gezerim Benim efendim Kudretten dükkanım kendi pazarım"
Kardesligin Dogdugu Sevgilerin Birlestigi Belki Durgun Belki Yorgun, Yinede Mutlu Yinede Umutlu Sevgi Dolu Turkulerle Dolu Hos Vakitler Gecirmeniz Dilegiyle... Umutlariniz Sevdalariniz Sevdalariniz Umutlariniz Olsun Daima Türküler ile Kalin Yüreklerinizden Eksik Etmeyin Degerli Canlar... »» SıLayaTürküLér AiLési ««
ALEVİ AÇILIMI (!) ÜZERİNE Yazan Feyzullah Seçkin,
Mayıs 28, 2009
Değerli Usatama Selam ve Saygılarımla...
AÇILIM (!)
Açılım diyene sualimiz var; Hangi kapıları kimler açacak? Hakk yolunda yokken kapısız duvar; Hangi kapıları kimler açacak?
Tanım istenemez Hakk ise amil, Haddini aşanlar olamaz kâmil. Herkesin inancı kişiye şamil; Hangi kapıları kimler açacak?
Serçeşmeden geldi bizim dolumuz, On iki kapıyı açtı kolumuz. Kapalı kapıya düşmez yolumuz; Hangi kapıları kimler açacak?
Yıkılmaz binadır camdan yapımız, Hakk'ı bilmeyenden büyük çapımız. Laikliğe çıkan yoldur kapımız, Hangi kapıları kimler açacak?
Böldürmek istiyor cahilin soyu, Boynumuzu vurur yetişse boyu. Ameller bozukken karanlık koyu; Hangi kapıları kimler açacak?
Dört kapının dördü bilindi de hak; Derisi yüzüldü söyleyen elhak.* Dara çekilmişken diyen enelhak; Hangi kapıları kimler açacak?
Yanlış yolda giden düşer şaşalar, Kimseyi kaldırmaz var ol yaşalar! Başımızda iken Hızır Paşalar; Hangi kapıları kimler açacak?
Feyzi'yim yakıldı canların canı, Tarihler boyunca döktüler kanı. Cevabını versin bilinen sanı; Hangi kapıları kimler açacak?
27 Mayıs 09 / Ank. Feyzullah Seçkin (Ozan Feyzi) http://feyzullahseckin.sitemynet.com
"Alevi Çalıştayı" Yazan Feyzullah Seçkin,
Haziran 08, 2009
ZAKİRSİZ CEM OLUR MU?
"Alevi Açılımı" adı altında şu günlerde toplanan "Çalıştay"da hükümetle, otuz civarında alevi kuruluşu temsilcileri görüşüyorlarmış. Burada Alevileri kimler temsil ediyor hepsini bilemiyorum; ama bildiğim bir şey var, o da Âşık Mahsuni Şerif'in sağlığında kurduğu ve bugün diğer ozan derneklerinin kendilerini kapatarak, tek bir çatı altında toplandığı Ozanlar Derneği'ne (Ozan Der) bu "Çalıştay" içerisinde yer verilmediğidir. Çağırıldılar da gelmediler mi, yoksa dikkate mi alınmadılar? Benim bildiğim, düşünceleri sorulmadı bile...
Nasıl zakirsiz cem yapılamazsa; ozansız da Alevilerin sorunları (!) konuşulamaz. Alınacak kararları ozanlar desteklemediği, bu karaların içinde olmadığı sürece, orada alınan kararlar ne olursa olsun, halkın özümsemesi olanaklı değildir...
Bu konuda benim kişisel düşüncem şu: Basından okuduğum, dinlediğim kadarıyla, devletten ve dolayısıyla hükümetten talep edilenlerin tümü yanlıştır. İstenecek tek bir şey vardır, o da: DEVLETİN, DOLAYISIYLA HÜKÜMETİN İNANÇLARIN ÜSTÜNDEN ELİNİ ÇEKMESİDİR. İnanıyorum ki bu yapıldığı takdirde tüm sorunlar kendiliğinden çözülecektir. Bu sağlanmadan hangi talepler kabul edilirse edilsin sorunlar çözülmeyecektir ve bu Zakirsiz Cemler(!) kimseye yarar sağlamayacaktır. (Devletten beslenmek isteyenler hariç) Şimdiden haberiniz ola...
ZAKİRSİZ CEM
Doksan bin sözünü Hakk'ın gezdiren, Zakirsiz cemlerde ikrar olur mu? Kandildeki nuru cana sezdiren, Zakirsiz cemlerde ikrar olur mu?
Değişmez çırağı yanandan beri, Ayırmaz yanından Ali Kamber'i. Canların ceminin miski amberi, Zakirsiz cemlerde ikrar olur mu?
Çekmezse inançtan devlet elini, Haksız düzen ile çalar telini. Temelsiz talepler büker belini, Zakirsiz cemlerde ikrar olur mu?
Seçeşmeden gelen zakirdir ozan, Yenilir gözenin arkını bozan. İpeği üretmez boş ise kozan, Zakirsiz cemlerde ikrar olur mu?
Odur çırağ yakıp cemi aklayan, Her sırrı içinde bilip saklayan. Ehli kâmil olup sözle paklayan, Zakirsiz cemlerde ikrar olur mu?
Pir Sultan Abdal da yüce zakirdir, Hakk'ın dinlediği ulu şakirdir. Yol yordam olmayan cemler fakirdir, Zakirsiz cemlerde ikrar olur mu?
Zakirdir yerdeki gökteki tabip, Cebrail hizmeti verilen habip. İlime irfana imana sahip, Zakirsiz cemlerde ikrar olur mu?
İmam Cafer Sadık böyle buyurmuş, Hakk'tan bu buyruğu zakir duyurmuş. Zakiri olmayan talip uyurmuş(!) Zakirsiz cemlerde ikrar olur mu?
Yaşamak nefes almak olmamalı, Kan yosunları içinde kalsan da El-ayak irin iltihap, Düşünmelisin sana vurgun, Sana hasret, Seni özler, Seni soluyan, Büyüklü-Küçüklü yaralı karanfil çiçeklerini Sensiz kalacak yetimleri…
Bir yanın kıtlık-kıranda olsa, On yıllar boyu kısır elma ağaçları Gebeliğinde veremesen de meyveni, Geceler zindan-zindan Çökmüş olsa da boynuna, Ceviz ağaçlarına yürüyen Deli Hıdır suyu gibi Sızacak umut, Sızacak sebebi belli- belirsiz aşk Sızacak Hürriyet, Seni gündüz yapan, Seni yiğit-yiğit damlatan, Ha doğurdu-ha doğuracak Ana memesinden akan O tılsımlı, Alın terinden değerli , Beyaz, O sihirli çeşm-i pınara…
Yaşananlar kısacık, Dicle kızımın beyaz defterlere Gelişi –güzel çizdiği, Kısa, Kurşun kalem izleri… Yaşananlar, Bir varmış –bir yokmuş la biten Masal tesellisi …
O halde ver elini horona duralım, Her ne kadar içi geçmiş karpuz da olsak… Üzerinde cirit attığımız kozmoz , Bir zamanlar Bizim bu topraklardan gelip-geçişimizi Her anımsadığında yüreği cız etmeli, Nerelerde bir hareket, Usuna bizi düşürmeli… Ömür kısa hadi katıl horona, Belki yedi , Belki de on Temmuz kaldı solmamıza… Ne duruyorsun ? Hadi, Hadi, Hadi, Yarın çok geç olabilir, Yarına kalma…
Mehmet Yücel KAYA 14/02/2008 ÇAĞLAYAN-İSTANBUL Yucelkaya_mqhotmail.com
Karanlıklar içerisindesin yobaz, Koltuk altında planlar Koltuk altında puştluklar, Sohbetinde yılan zehiri Gözlerinde, Kara- kan- Gözlerinde, Hainlikler lağımı…
Sen ateşe verirken insan bedenimizi, Biz solurken cehennem sıcağı karbon monoksiti, Otel pencerelerinden sarkan feryatlar eşliğinde Hiroşima, Nagazaki , Çocukları gibi saçlarımız ateşten nara dönmüşken, Sanma çaresizliğimizdendir, Suskunluğumuz, Her ölümümüz… Sanma korkaklığımızdandır, Çekincemiz… Bedrettin, Hallacı Mansur Abdal pir Sultan gibi, Sızlar yaramız… Bir daha yaşanmasın diye Çorum,Malatya,Maraş Ot bastık kanayana… Yaratan insanda bulur karşılığını, Yaratılanı severiz, Değil bir Milyon-kere yüzülse derimiz…
Ne geçti eline kara yobaz, Evrenin yuvarlak olmadığını mı ispatladın yoksa ? Yoksulluklarını mı önledin mazlum devletlerin ? Silah olup,taş olup, nefret olup aktın da, Yeşile mi boyadın bu ülkeyi baştan-başa Ölümlerine çare mi oldun ? Salgın hastalıklı çocukların…
Sivas bir karabasan , Ortaçağ derebeylikleri esir aldılar Gülümseyen yağmur taneciklerini… Sivas uçsuz-bucaksiz Susuz çatlayan toprak, Sivas bitirilemeyen bir uzun hava, Ağıtlar manzumesi, Sivas, Her okunduğunda ağlatan Kerbela destanı … Anasız bir kertenkele, Kargaya teslim edilmiş Bülbül yumurtası , Yine son söz Hasan HÜSEYİN’in “Yıkılasın demiyorum Yıkılmada gör beni Sivas…”